Mert Gölü ve Karadeniz

Mert Gölü ve Karadenizin kavuştuğu yer Devamı »

Hırçın Karadeniz

Sahilde dinlenmeye çekilmiş sandallar Devamı »

Mert Gölü

Mert Gölü kuş cenneti. Kuğudan leyleğe yüzlerce çeşit kanatlının uğrak yeri Devamı »

Longoz Ormanları

Longoz ormanları nam-ı diğer subasar ormanları Devamı »

İğneada Limanı

Eylülü bekleyen balıkçı tekneleri Devamı »

MEB Kampı plajı

Denizi sığ kumu ince MEB kampı plajı Devamı »

 

BETONUN KUTSANDIĞI TÜRKİYE

BETONUN KUTSANDIĞI TÜRKİYE
En değerli hazinelerini yitiriyor…!

Her biri leopar ya da panda kadar önemli 82 balık türümüz fark edilmeden yok olmak üzere…
316 balık türünün yaşadığı Anadolu da her iki balık türünden biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yapan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol “Dünyada sadece Anadolu da yaşayan 54 iç su balığı var ve Anadolu da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzereyiz. Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor. Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz ” dedi.
2 ŞUBAT TA TÜRKİYE İÇİN ACI TABLO
1971 yılında İran ın Ramsar kentinde 2 Şubat günü imzalanan Ramsar Sözleşmesi nin 46. yıldönümünde Türkiye nin sulak alanları alarm veriyor. 1994 yılında Ramsar Sözleşmesi ni imzalayan ülkeler arasına katılan Türkiye de 14 ü Ramsar Alanı kapsamında olan 135 sulak alanı bulunuyor. Ancak canlı ve insan yaşamı için oldukça önemli olan Türkiye nin sahip olduğu sulak alanlar hızla yok oluyor. Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların büyüklüğü ise Marmara Denizi nden fazla. İnsan baskısı, kirletici sanayi, havaalanı, otoyol, plansız gölet inşası ve denetimsiz tarım gibi pek çok etken doğal sulak alanların sonunu getiriyor.
BAKAN EROĞLU: ‘BÜYÜK ÇABA GÖSTERİYORUZ
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle bir açıklama yapan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Bakanlığımız; su ve toprak kaynaklarının ‘sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ve eldeki imkânlar dâhilinde geliştirilmesi ve akılcı yönetilmesi yolunda büyük çaba göstermektedir ” ifadelerini kullandı.
60 YILDA MARMARA DENİZİNDEN BÜYÜK SULAK ALANI YOK ETTİK
Ancak sulak alanlarla ilgili bilimsel çalışmalar yürüten sivil toplum örgütlerinin konuyla ilgili açıklamaları Bakanlığın çalışmalarının yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Doğa Derneği tarafından yapılan açıklamada, son 60 yılda Anadolu da 2 milyon hektarlık sulak alanın içinde yaşayan canlılarla birlikte yok olduğu ve bu alanın toplamının Marmara Denizi nden daha büyük olduğuna dikkat çekilerek, şöyle denildi:

LOPAR VE PANDA KADAR ÖNEMLİ 82 BALIK TÜRÜMÜZ TEHLİKEDE
“Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan ‘Doğu Akdeniz de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke. Anadolu da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor. ”
SALDA GÖLÜNDEKİ SAZAN TÜRÜ İKİ BARAJ PROJESİNİN TEHDİDİ ALTINDA
Balıklarla ilgili Türkiye de çok az sayıda uzmanın bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamadığının altı çizilerek, “Hatta çoğu ‘küçük proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz ” denildi.
‘BETONUN KUTSANDIĞI, İNSANIN DOĞADAN KOPTUĞU BİR ÇAĞDAYIZ
Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol ise dünyada sadece Anadolu da yaşayan 54 iç su balığı bulunduğunu ve Anadolu da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzere olduğumuzu dile getirdi. “Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor ” diyen Erkol, “Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz. Balıkların yaşayamadığı bir dünyada insan da barınamaz. Yaşam için suyun korunması gerçek önceliğimiz olmalı, bu yüzden küçük balıkların yanındayız ” dedi.

İĞNEADA LONGOZU NÜKLEER SANTRAL TEHDİDİ ALTINDA
Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Göksal Çidem de Kırklareli nde bulunan sulak alanlardan İğneada Longozu nun nükleer santral tehdidiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekerek, “Dünyanın en önemli sulak alanlarından İğneada Longozu nun 2012 Yılında RAMSAR kapsamına alınacağı ilan edilmiş, ancak daha sonra İğneada unutulmuş, yok sayılmış ve yok sayılmaya devam etmektedir. 2012 den sonra, Termik, Nükleer, Liman ve barajlar ile gündeme gelmektedir. İğneada RAMSAR kapsamına alınmalı, tüm dünyaya tanıtılmalıdır. Çünkü dünyada Amazon ve Afrika Kongo sundan sonra bu ölçekte en büyük subasar (longoz) ormanı, ülkemizde İğneada da bulunmaktadır ” diye konuştu.
‘O DOSYALAR NEDEN HAZIRLANDI, NEYİ BEKLİYORUZ?
İğneada bölgesinde ‘Küresel Çevre Fonu ve AB katkılarıyla korumaya yönelik milyon dolarlık projeler yapıldığına vurgu yapan Çidem, “Hazırlanan dosyalar UNESCO ya sunulacaktı, sunulmadı. 6-7 yıldır sunulmuyor. Sorduk, neyi bekliyoruz? Cevap: ‘Proje sahasının biyosfer alan olarak kabul edilmesine yönelik bir Biyosfer Alan Adaylık Dosyası hazırlanmış ancak UNESCO MAB Komisyonuna sunulmamıştır. Şimdi bir daha sormak gerekiyor: O halde bu projeler kapsamında dosyalar neden hazırlandı? Neden sunulmuyor? İğneada ve çevresi için yeni projeler mi var? ” ifadelerini kullandı.

‘ERGENE DEN ARTIK SU DEĞİL SIVI AKIYOR
Trakya nın can damarı olan Ergene Nehri nin de günlük çıkarlar uğruna yok edildiğini de dile getiren Çidem, “Yaşı yarım asrı devirenler, doğaya çıktıklarında ‘bizim zamanımızda şurada pınar, şurada kaynak vardı, pırıl pırıl su akardı diye söze başlarlar. Ergene de tutulan yayın ve sazan balıklarını anlatırlar. ‘Yüzmeyi orada öğrendik derler. Peki, şimdi neden balık yok? Neden yüzemiyorsunuz dediğinizde. Verilen cevap: ‘çok kirli, çok kötü kokuyor oluyor. Çünkü Ergene den artık su değil, sıvı akıyor. İyi de, temiz olan su ve içinde ki yaşam neden yok oldu? Kim yok etti? Asıl sorun da burada. Doğal varlıkların yok olmasında ki en büyük etken yanlış planlamalar ve bu planları yapanlar ve onaylayanlardır. Yanlış planlara dava açınca da, ‘Bunlar her şeye karşı çıkıyor diyorlar. Bizler sadece ‘yaşamı savunuyoruz Yaşam için de milyonlarca yıldır yaşam kaynağı olan doğal varlıklarımızı korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma derdindeyiz ” dedi.

BAKAN EROĞLU: ‘SULAK ALANLARIMIZA GÖZÜMÜZ GİBİ BAKIYORUZ
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayınlayan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu nun ise “Bakanlık olarak sulak alanlarımıza gözümüz gibi bakıyor ve koruyoruz ” dedi.

‘BARAJ VE GÖLETLERLE 512 BİN HEKTAR SULAK ALAN TESİS ETTİK
Türkiye de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının ‘1.519 m3 olduğunu kaydeden Bakan Eroğlu, su zengini bir ülke olmadığımızı vurguladığı mesajında, özetle şunları dile getirdi: “Sulak alanların korunması ve gelecek nesillere en sağlıklı şekliyle iletilebilmesi ve önemli mirasa sahip çıkılması, en mühim sorumluluklarımızdan birisidir. Bu alanlarımızı korumakla kalmıyoruz, aynı zamanda suni sulak alanlarda oluşturuyoruz. Bugüne kadar işletmeye alınan baraj ve göletler ile yaklaşık 512 bin 689 hektar yani yarım milyon hektardan fazla yapay sulak alan tesis ettik. Bu çerçevede yapılan barajlar yaban hayatı için son derece önemli habitatlar olup, aynı zamanda Ramsar Sulak Alan sınıflandırması içinde Yapay Sulak Alanlar başlığı içinde ele alınıyor.

SITMA İLE MÜCADELE İÇİN VE TARIM ARAZİSİ AÇMAK İÇİN KURUTTUK
Ülkemizde 1950 yılı öncesinde sıtma hastalığı ile mücadele için, 1950 yılı sonrasında ise tarım alanı kazanmak maksadıyla sulak alanlarda kurutma çalışmaları yürütülmüştür. Bu dönemde ülkemizde Avlan Gölü, Samsam Gölü, Sultansazlığı gibi sulak alanlar olmak üzere toplam 229 bin 270 hektar sulak alanda kurutma çalışmaları yapıldı. Ancak bu alanları bir çoğu rehabilitasyon projeleri ile yeniden kazanıldı. Netice itibarıyla; Bakanlığımız; su ve toprak kaynaklarının ‘Sürdürülebilir Kalkınma ilkeleri çerçevesinde, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ve eldeki imkânlar dâhilinde geliştirilmesi ve akılcı yönetilmesi yolunda büyük çaba göstermektedir. Bu çerçevede, suyumuzun korunması ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılması için 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle bir kez daha her kesimden sulak alanların korunması konusunda en yüksek hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. ”

‘BAKAN EROĞLU NUN AÇIKLAMALARI VAHİM TABLONUN KANITIDIR
Isparta Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu ndan yapılan açıklamada ise Bakan Eroğlu nun sulak alanlarla ilgili değerlendirmeleri sert dille eleştirilerek, şu görüşlere yer verildi: “Ülkemizin ormanlarını ve sularını emanet ettiğimiz bir bakanlığın başında bulunan Sayın Eroğlu nun ‘gölet inşa ederek sulak alan oluşturuyoruz açıklamaları son derece vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır. Bakan Eroğlu nun başında bulunduğu kurumun sorumluluğunda yürütülen çalışmalarla popülizm uğruna ve plansızca yapılan göletler, ülkenin dört bir yanında doğal akarsu ve göllerin yok olmasına neden olmuş, dere ıslahı, gölet ve kanal gibi yapay su projeleriyle benzersiz sucul ekosistemlerimiz kaybolmuştur. İllerin plaka numarasına göre gölet yapmayı maharet sayan anlayışla Türkiye nin su kaynaklarının korunması ve geleceğe aktarılması mümkün değildir. Bu yüzden kamuoyundan sulak alanlarımızla ilgili duyarlılık bekleyen Bakan Eroğlu ndan en azından ciddiyet beklediğimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. ”

Yusuf YAVUZ
Gazeteci Yazar
26 Şubat 2017 Pazar

Bir Cevap Yazın