Mert Gölü ve Karadeniz

Mert Gölü ve Karadenizin kavuştuğu yer Devamı »

Hırçın Karadeniz

Sahilde dinlenmeye çekilmiş sandallar Devamı »

Mert Gölü

Mert Gölü kuş cenneti. Kuğudan leyleğe yüzlerce çeşit kanatlının uğrak yeri Devamı »

Longoz Ormanları

Longoz ormanları nam-ı diğer subasar ormanları Devamı »

İğneada Limanı

Eylülü bekleyen balıkçı tekneleri Devamı »

MEB Kampı plajı

Denizi sığ kumu ince MEB kampı plajı Devamı »

 

Fukuşima’nın yıl dönümünde Akkuyu’ya dikkat!

ukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen felaketin üstünden 7 yıl geçti. Binlerce kayıp verildi, yüzbinlerce insan evlerini barklarını terk etmek, başka yerlere göçmek zorunda kaldı, çoğu çocuk binlerce insan tedavi edilemeyen hastalıklara yakalandı. Yayılan radyoaktif kirliliğin ölümcül etkisi artarak devam ediyor. Radyoaktif sızıntı halen devam ediyor. Türkiye’de bu olayın fikri takibini en iyi yapan gazeteci, aktivist Pınar Demircan; 2 Şubat tarihli Yeşil Gazete’deki yazısında; ileri teknolojiye sahip Japonya; bütün imkânlarını seferber ettiği halde reaktörlerin çekirdek erimesinden kaynaklanan kirliliği bir türlü bertaraf edemiyor, 30-40 yıl süreceği öngörülen söküm çalışmalarının yüksek maliyeti kara kara düşündürüyor, hatta 2 no’lu reaktörden yayılan radyasyon seviyesi çok yüksek olduğu için santralde söküm işlemlerine de henüz başlanamamış. [1] Fukuşima’dan yayılan radyasyonun nereyi kirlettiğini, radyoaktif yüklü bulutların dünyanın neresine kirli yağmurlar bırakacağını kestirebilmek çok güç.

Fukuşima’nın 7. yıl dönümünde; bu felaketten ders çıkarmak, felaketin yarattığı tehlikelerden kurtulmak için kafa yormak, işbirliği yapmak gerekmez mi? Ama öyle olmuyor ne yazık ki? Herkes insanlığın ve dünyanın geleceğini düşünmüyor, bunun yerine kısa vadeli çıkarlara öncelik verenler var, bu yolda politikalar üretiliyor ve yaşananlardan hiç ders alınmadan uygulamaya konuyor. En çarpıcı örnek; bu büyük felaketi yaşamış Japonya’yı yönetenlerin Türkiye’yi yönetenlerle Sinop’a nükleer santral kurma yolunda anlaşmış olmaları. Olayın çarpıklığını görmek açısından, her şey bir yana, nükleer santralin Sinop ve yöresine vereceği zararlar bir yana şu soruyu sormak gerekiyor; Fukuşima’da yaşanan felaketin Sinop’ta kurulacak santralde yaşanmayacağının garantisi var mı?

Fukuşima felaketinden ders alan yöneticiler de oldu. Dünyada pek çok ülkede nükleer santral projelerinden vazgeçildi, var olanların kapatılma planları yapılıyor. Bizim ülkenin yöneticileri ise yaşananlardan hiç etkilenmemiş gözüküyorlar; Akkuyu, ardından Sinop, sonra İğneada projeleri gündemde. İğneada’da henüz somut bir gelişme yok, Sinop’taki macera 6 Şubat’ta halkın katılmadığı “halkın katılımı” toplantısıyla başladı. Bu konuyu 5 Şubat ve 12 Şubat tarihli yazılarımda anlatmıştım.
Akkuyu ile ilgili sıcak gelişmeler var. Geçtiğimiz hafta içinde Akkuyu’da nükleer santrali yapacak olan Rosatom şirketi Nisan’da inşaata başlanacağını açıkladı. Bunu üzerine “Henüz ÇED Raporunun hukuki denetimi sonuçlanmadan inşaata başlanarak, Akkuyu nükleer santrali oldu bittiye getirilmeye çalışıyor, Danıştay 23 Kasım’da duruşması yapılan davanın kararını neden açıklamıyor” demiştim.[2]

Ertesi günü Danıştay’daki davanın kararı UYAP’a düştü, “…ÇED raporunda bazı eksiklikler tespit edilmiş ise de bu eksikliklerin raporu sakatlamayacağı ve projenin uygulanmasına engel teşkil etmediği..” şeklinde bir gerekçeyle Akkuyu Nükleer Santrali ÇED olumlu belgesinin iptali davası reddedildi. Kararda yer alan ÇED Raporunun eksikliklerine örnek vermek gerekirse;
· ÇED raporunda sağlık koruma bandı ile yapılan çeşitli hesaplamalar, doz tahminleri ve öngörülerle sağlık koruma bandının 800 metre yarıçaplı bir alan olarak belirlendiği, ancak bu mesafenin belirlenmesinde, hesaplamaların ve doz tahminlerinin hangi uzmanlık alanları tarafından yapıldığının, uzmanlık alanları arasında sağlık bilimleri olup olmadığının anlaşılamadığı, Sağlık koruma bandı için kesinleşmiş bir değerlendirme yapılmadığı, bunun bir eksiklik olduğu,
· Sağlık Koruma Bandı dışında ve izleme bölgesinde faal olan sistemlerin, radyoaktif iyot algılama sınır değerlerinin belirli olmadığı, ÇED raporunda, iyot algılama sınır değerlerine ait teknik bir bilgi sunulmadığı,
· Raporda, kaza durumlarında saha dışında herhangi bir acil durum önlemi alınmasına gerek duyulmadığının ifade edildiği, ancak bunun bilimsel verilerle desteklenmediği,

Kararda bazı eksiklikler için de tavsiyelerde bulunuyor, birkaç örnek:
· Proje nedeniyle, kıyı alanlarında oluşacak değişiklikler dikkate alınarak, balıkların ve diğer deniz canlılarının yumurtlama alanlarının ve Bern Sözleşmesi kapsamında “Özel Korumaya Değer Alanlar” arasında yer alan Göksu Deltası’nın barındırdığı nesli tehlikede olan tür ve habitatların korunması ve nesillerinin kurtarılması ile ilgili önlemler alınması,
· Nesli tehlike altında olan türler arasında yer alan Deniz kaplumbağalarının, Akdeniz Foku’nun 1. Derece SİT Alanı olan Beşparmak Adası’ndaki yaşam alanlarının ve deniz çayırlarının, BERN ve Barcelona Sözleşmeleri gibi taraf olunan uluslararası anlaşmalar gereğince yaşam alanlarının tespitine ve habitatların korunarak türün sürdürülebilirliğinin sağlanmasına önem verilmesi.

“ÇED raporunda eksiklikler tespit edildikten sonra, eksikliğe rağmen rapor sakatlanmamıştır” şeklinde bir yargı kararına ilk kez karşılaşıyoruz. ÇED; “gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar bütünüdür.” Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ÇED Raporu eksikse bir bütün olarak koruma amacını karşılamayacak demektir, o zaman İPTAL edilmesi gerekir, diğer türlüsü ÇED’in hukuki denetiminin etkisizleşmesine yol açar. Fukuşima’nın yıl dönümünde sormak lazım; söz konusu olan bir nükleer santral olunca daha hassas olmak gerekmez mi?

Bu gidiş; Akkuyu’nun, bölgenin ve Akdeniz havzasının geleceği için iyi bir gidiş değil, büyük felaketlere davetiye çıkartılıyor. Benden söylemesi.

NOT: Yarın Bergama Ovacık Altın Madeni’nde keşif var. Ovacık Altın Madeni’ne ilişkin 1997 yılından bu yana onlarca mahkeme kararı, AİHM kararı çıktı. Hiçbirisi uygulanmadı, her seferinde bir kılıf yaratılarak mahkeme kararları etkisiz hale getirildi. Bu dava da geçen yıl iptal edilen 2009/ÇED’inin yerine 2009/7 sayılı genelge ile tesis edilen 03.08.2017 tarihli ÇED olumlu belgesinin iptali davası. Davacılar; Bergama Belediyesi, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, EGEÇEP, Yeşil Artvin Derneği ile 122 yurttaş. Bu davada alınacak kararın da uygulanmayacağını düşünebilirsiniz ama ne olursa olsun dava sahipsiz bırakılmamalı. Çünkü 25 yıla ulaşan Bergama mücadelesinin sürdürülüyor olması bile önemsenmelidir.

[1] <https://yesilgazete.org/blog/2018/02/02/fukusima-daiichi-nukleer-santralinde-olumcul-seviyelerde-radyasyon-tespit-edildi/>
[2] <http://m.bianet.org/bianet/ekoloji/194912-akkuyu-da-ced-raporunun-denetim-sonucunu-beklemeden-oldu-bittiye-getiriliyor>

Bir cevap yazın